Dünya üzerinde her gün binlerce sessiz hikâye yazılıyor; beton yığınlarının arasında, kuytu köşelerde, soğuk kaldırımlarda… Bizlerin çoğu zaman aceleyle geçtiği o sokaklar, “sessiz dostlarımız” için bazen bir sığınak, çoğu zaman ise hayatta kalma mücadelesinin verildiği devasa bir arenaya dönüşüyor.
4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü, işte bu görünmez mücadeleyi fark etmemiz, o masum gözlerdeki beklentiyi anlamamız için takvime düşülmüş en zarif notlardan biridir.
Sokak hayvanları, aslında şehirlerimizin modernleşirken unuttuğu kadim komşularımızdır. Onlar için hayat; bir yudum suyun peşinde kilometrelerce yürümek, soğuk kış gecelerinde ısınacak bir kuytu bulmak ve en önemlisi, başlarını okşayacak bir elin özlemini çekmektir.
Onların dilinden dökülmeyen ama bakışlarına sığdırdıkları o derin minnet, aslında insanlığın en saf aynasıdır. Bir canlının yaşama hakkına duyulan saygı, bir toplumun vicdan pusulasının ne kadar doğru çalıştığının en somut göstergesidir.
Bu anlamlı gün, sadece sosyal medyada paylaşılan birer fotoğraftan ibaret kalmamalıdır. Gerçek merhamet; kapımızın önüne bıraktığımız bir kap yemekte, onları mevsimlerin insafına bırakmayan yerel yönetim politikalarında ve her şeyden önce onları “eşya” değil, “can” olarak gören hukuki ve toplumsal bilinçte gizlidir. Unutmamalıyız ki; bizler için küçük bir iyilik olan dokunuş, onlar için hayata tutunma sebebidir.
Bugün, o sessiz çığlıklara kulak verme günüdür. Onların dünyasında ne mülkiyet kavgası ne de çıkar hesapları vardır; sadece yaşama arzusu ve karşılıksız bir sadakat beklentisi mevcuttur. Gelin, bu 4 Nisan’da sadece onlara acımakla kalmayalım; onların yaşam alanlarına saygı duyarak, koruyarak ve sahiplenerek yarınlarını birlikte inşa edelim.
Çünkü dünya, üzerindeki tüm canlılarla paylaşıldığında ve sevgiyle yoğrulduğunda gerçekten yaşanabilir bir yer olacaktır.
