Otobüs belki de şehirler arası yolculuklarının en tenhasını yapıyordu. En önde yaşlı bir çift, ortalarda bir erkek yolcu, arkalara doğru bir bayan ve bir genç kız bir de genç bayanın sırasında genç kızdan beş altı yaş daha büyük bir bay oturuyordu. Bir sonbahar günü, ara ara yağan yağmurun eşliğinde Istanbul’dan Ankara’ya doğru bir yolculuktu bu…
Cihan çantasından yiyecek bir şeyler çıkarttı. Bisküvileri, krakerleri, şekerlemeleri ve meyve suyunu teker teker çantasından çıkardı. Cihan’ın yanında kimse oturmuyordu, sadece aynı hizada bir genç kız oturuyordu, öyle sessizce camdan yola bakıyordu. Cihan çıkardığı abur cuburlardan, bisküviyi açtı ve aynı hizada oturan kıza ikram etti:
– Biraz bisküvi alır mısınız?
Zeynep bisküviye doğru elini uzatarak,
– Teşekkür ederim, ne yalan söyleyeyim midem kazınmaya başlamıştı.
– 0 zaman biraz daha buyrun lütfen
Zeynep Cihan’ın yanına oturdu ve hem bir şeyler yemeye hem de konuşmaya
başladı lar.
– Benim adım Cihan, siz öğrencisiniz herhalde
– Benim adım da Zeynep, evet öğrenciyim çok mu belli oluyor?
– Bir genç kız Ankara’ya niye gitsin ki okulu olmasa
– Hacettepe fizikte okuyorum
– Kaçıncı sınıftasın?
– Ikinci sınıftayım, ama aittan bir sürü dersim var, uzatmayı garantiledim gibi bir şey
– Çekilir mi Ankara üç sene daha üzüldüm doğrusu
– Ankara’yı sevmiyorsun galiba
– Ben de Ankara’da okudum, dört sene kaldım, sevemedim bir türlü işte
– Aaaa sen ne mezunusun 2 diye sordu ilgiyle ve Cihan’a doğru dönerek
– Ankara dil tarih coğrafya, edebiyat mezunuyum
– Orada okuyan arkadaşlarım var, yurtta kaldığım odadaki iki arkadaşım Ankara tarihte okuyorlar.
– Ben üç yıl önce mezun oldum, okuduk işte, güzeldi okul yılları, aktif bir öğrenciydim.
– Ben bir şey yapmıyorum okulda, ders bitince, ya kütüphaneye ya da kantine takılıyoruz işte.
Otobüs Bolu’ya gelmişti. Bir dinlenme tesisinin orada durdu. Zeynep’le Cihan beraber çay içtiler, ikisi de tek kelime konuşmadı… Zeynep:
– “Ben lavaboya gidiyorum” dedi ve kalktı,
arkasından da Cihan hesabı ödedi ve otobüste koltuğuna oturdu. Birkaç dakika
sonra Zeynep te otobüse geldi. Zeynep kendi koltuğu yerine, Cihan’ın yanına
oturdu, Cihan Zeynep’ e biraz önce açtığı paketi uzatarak,
– Naneli şeker alır mısın?
– ‘ ederim” dedi ve şekere doğru uzandı.
– “Ne garip değil mi?” yağmur Istanbul’dan beri yağıyor, biliyor musun Ankardya her gelişimde yağmur yağmaya başlıyor.
– Ben de Ankara’da okurken bana da olurdu. Hava günlük güneşlikken otogora giderken daha yağmur başlardı. Ankara’ya giderken hep yolları ıslak görmüşümdür. Ankara’ya geldiğimde de hava yine günlük güneşlik olur…
– Ne kadar ilginç değil mi?
– Bilmem. Ankara’yı sevmem diyorum ama Ankara’nın havası da bir başka.
– Nasıl bir havası var?
– Boş ver uzun hikaye…
– Ama ben dinlemek istiyorum
– Ilk defa ben gerçekten Ankara’da aşık oldum
– Kime?
– Aşka aşık oldum…
– Anlayamadım
– Her genç üniversite yıllarında, bir aşk yaşar. Ben de sonunda güzel bir kıza aşık oldum. Her şey o kadar hızlı gelişti ki, ondan başka bir şey düşünemez oldum. Onda yeniden hayat bulmuştum. Her gün onun okuluna gidiyor, saatlerce uzaktan onu seyrediyordum. Onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Arkadaşlarıyla gülüyor, şakalaşıyordu. Bazen onu tek başına oturup kitap okurken görüyordum.
– Eee hiçbir şey söylemedin mi ona?
– Hayır söylemedim, bir iki ay sonra mezun oldu, bir daha hiç göremedim zaten…
– Neden açılmadın ona, onu sevdiğini söylemedin?
– Bilmiyorum söyleyemedim işte. Sevdim, karşılık beklemeden, işte aşkı o zaman öğrendim. Beklentilerin son bulduğu yerde o başlamıştı, ondan anlaşılmayı hiç beklemedim. Ben yoktum o vardı. Ben ateştim, o suydu, yan yana olmamız gerekiyordu ve olmadık. Ben yandım, kor oldum. beniz oldum, sonsuza ulaştım. Ben aşka aşık oldum.
– Hiçbir şey anlamadım.
– Bir gün o masada yalnız başına kitap okurken, yanına oturup konuşmak istedim. İçimden bir ses, dur dedi o su, sen ateşsin seni söndürür. Sonra dışarı çıktım ve yürümeye başladım. Ben yanıyordum, sonra gözümün önünde bir şeyler dönmeye başladı. Beyaz bir şeyler dönüyordu. Tansiyonumun düştüğünü düşünerek, hemen ilerdeki parka doğru hızlıca yürümeye başladım. İlk gördüğüm banka oturdum. Hala gözümün önünde bir
beyaz bir şeyler dönüyordu. Kendimi tuhaf hissediyordum. Gözlerimi birkaç kere açıp kapadıktan sonra, dönen beyaz şeyler kayboldu.
– Kendime gelmiştim. Ama hala kendimi tuhaf hissediyordum. büşünmeye başladım. İyi ki ona bir şey söylememiştim.
– Hala bir şey anlamadım, neden geri döndün, ona bir şey söylemedin?
– Neden anlamak istemiyorsun 2 0 kız aşk değildi, sadece aşkı hatırlatıyordu. Aşk içimizde, başka yerde değil… Hiç aşık oldun mu Zeynep?
– Evet bir keresinde, kendimi fena kaptırmıştım, o zaman lisedeydim.
– Eee
– Birkaç ay sürdü ve bitti.
– Oaşkmıydıyani?
– Bence aşktı…
– Aşk bitmez, azalır belki zaman zaman, ama hep vardır…
– Benim ki bitti işte, şimdi adını bile hatırlamıyorum.
– Gözlerini kapa ve kalbinin derinliklerini düşün. Orada beyaz bir ışık göreceksin. Işte aşk orada başlıyor, oradan sonsuzluğa bir kapı açılıyor… Zeynep gözlerini kapadı ve düşüncelere daldı. Sonra uyuya kalmış. Uyandığında Ankara’ya varmıştı, yanında Cihan yoktu. 5cığına soluna iyice bakındı, Cihan da yoktu, eşyaları da çantası da… Uyku sersemi montunu giydi, eşyalarını topladı ve otobüsten indi.
Zeynep’in kafası karışmıştı. Uyku sersemiydi, Cihan’ı düşünüyordu. Şimdiye kadar hiç böyle uzun uzun düşündüğü olmamıştı. Yurduna gitti, yatağa öylece uzandı. Aşk içinde miydi gerçekten ? Gözlerini kapadı, kalbinin derinliklerindeki o beyaz ışığı görmeye çalışıyordu. Ama tek gördüğü şey Cihan ve onun söyledikleriydi.
Ertesi gün Zeynep okula gitti, derslere girdi. Aklı fikri Cihan’daydı, aşk neydi, nasıl bir şeydi, daha önce aşık olmuş muydu’ Kafasının içinde bir sürü soru dönüyordu. Arkadaşı Ayşegül’e anlattı olanları:
– Galiba sen o çocuğa aşık olmuşsun.
– Nerden bulacağım şimdi ben onu?
– Nereye gittiğini, ne iş yaptığını, nerde kaldığını falan sormadın mı?
– Yooo sormadım, aklıma bile gelmedi…
– Senin aşkın ümitsiz yaka kızım
Zeynep ağlamaya başladı, sessiz sessiz ağlıyordu. Aşık olmuştu, seviyordu. Ama kimi sevdiğini bile bilmiyordu, sevdiğinin nerde olduğunu, ne iş yaptığını hiçbir şeyi bilmiyordu. Seviyordu, aşıktı ama…
Finaller hatta bütünlemeler bile bitmiş, okul yaz tatiline girmişti. Zeynep yaz tatili için Istanbul’a dönmüştü. Tatili ailesiyle beraber geçirmek istiyordu. Günler geçiyor, hayat devam ediyor, bu arada Zeynep bütünleme sonuçlarını merakla bekliyordu. Cihan aklının bir köşesindeydi, ama yapacakta bir şey
bulamıyordu. Cihan’, nerden bulabilirim diye ara sıra düşünüyordu, ama aklına da bir şey gelmiyordu.
Bir öğlen yemekten sonra, televizyon seyrederken, telefonuna bir mesaj geldi. “Aşk, bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır.” tanımadığı bir numaradan gelmişti bu mesaj ve bir daha okudu. “Aşk, bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır.” Merak duygusu, sardı tüm beynini… Hemen mesajı gönderen numarayı aradı, telefon kapalıydı, tekrar aradı “aradığınız kişiye ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz” sinir olmuştu. Mesaja cevap yazmaya başladı:
“kimsiniz bilmiyorum ama telefonunuzu açık tutun sizi arayacağım” Zeynep bu mesajın kimden geldiğini çok merak ediyordu, aslında bu mesajın sahibinin Cihan olmasını istiyordu…
Iki gündür, mesajı gönderen numarayı sürekli arıyordu. Telefona hep o gri ses çıkıyordu:” aradığınız kişiye…” Yine yemekten sonra uzanmış bir şeyler okurken, telefonu çaldı. Telefonun ekranında günlerdir aradığı telefon numarası belirmişti. Telefonu açtı:
– Efendim
– Merhaba Zeynep nasılsın?
– Hatırlayamadım, kiminle görüşüyorum?
– Ben Cihan, hani otobüste tanışmıştık ya…
Zeynep şöyle bir sersemledi, konuşamıyordu, sesi kısılmıştı, inanamıyordu…
– Alo Zeynep orada mısın?
– Alo alo uygunsuz bir zamanda mı rahatsız ettim? Zeynep’ten ses soluk çıkmıyordu. Kendi toparladı ve konuşmaya başladı:
– Yok bir şeyim sadece şaşırdım, telefonumu nerden buldun…
– Tesadüfen elime geçti, neler yapıyorsun?
– Tatildeyim bir iki hafta sonra okulum başlıyor. Sen nerdesin, neler yapıyorsun?
– Istanbul’dayım, senelik iznimi kullanıyorum.
– Bak müsaitsen görüşelim mi?
– Tamam görüşelim, yarın Üsküdar’da Eminönü iskelesinin orada, saat öğlen birde olur mu?
– Tamam olur
– Görüşmek üzere, iyi günler
– Sana da…
Zeynep yarını beklemeye başlamıştı artık. Cihan’la konuşacağı o kadar çok şey
vardı ki. Hayaller bile kurmaya başlamıştı.
Saat 13,00 Üsküdar
Zeynep dayanamamış, yarım saat önceden gelmişti. Yolun karşısından gelen
Cihan’, gördü ve heyecanlandı.
– Merhaba Zeynep
– Merhaba
– Hadi gel bak seni nereye gotüreceğim
Yürümeye başladılar ve az ilerdeki kitap kafeye gittiler, karşılıklı oturdular.
Cihan çok rahattı, Zeynep te bir o kadar heyecanlıydı. Zeynep söyleyeceği o
kadar çok şey vardı ki, ama sanki bir an da her şeyi unuttu.
– Eee Zeynep anlat bakalım, nasılsın, derslerin nasıl?
– İyiyim bütünlemelerim de iyi geçti, iki dersten kaldım sadece, zaten o derslerden de bütün sınıf döküldü…
– Sevindim derslerinin iyi gitmesine…
– 0 gün otobüste uyandığımda sen yoktun, hem sahi sen telefonumu nereden buldun?
– Sincan’da indim, öyle güzel uyuyordun ki rahatsız etmek istemedim. Telefonunu tesadüfen buldum işte…
– Sen kimsin? Bana kendinden bahsetsene…
– Bir dershanede Türkçe öğretmeniyim, Üsküdar’da kız kardeşimle beraber oturuyorum…
– Peki Ankara’da ne işin vardı.
– Sorguda gibi hissettim kendimi, komiserim
– Soruyorum işte cevap versen ne olur?
– Dershanenin Türkiye genelindeki tüm şubelerinin bir toplantısı vardı…
Zeynep yüreğindekileri, dökmek istiyordu. Artık rahatlamak istiyordu. Cihan’ı
seviyordu ve söylemeliydi. Bir kızdı, ama kız olmak onun için problem değildi.
Zeynep direkt bir kızdı. İçi dışı bir insanlardandı.
– Biliyor musun bir daha seni göremeyeceğimden korkuyordum…
– Korkuyor muydun?
– Otobüste seninle konuştuktan sonra, hep seni düşündüm. Konuştuklarımızı düşündüm. Hayatımda belki de ilk defa uzun uzun düşündüm. Galiba seni seviyorum…
– Ama beni tanımıyorsun bile
– Sevmek için, sevdiğin insanı tanımak mı lazım?
Cihan hala çok rahattı, Zeynep te aksine çok gergindi.
– Bir zamanlar güneş dünyaya aşık olmuş, dünyayı deliler gibi sevmeye başlamış. Güneşin sevgisi artıkça, sıcaklığı da artmaya başlamış. dünya da daha çok ısınıyormuş tabi ki… Kuraklıklar, kavurucu sıcaklıklar yüz göstermiş, sular azalmaya, canlılar yok olmaya başlamış. Güneş her geçen gün dünyaya daha yakın olmak istiyormuş. Güneşin hem kendi ısısı artıyor, bir yandan da yavaş yavaş dünyaya yaklaşıyormuş… berken bir gün çok sevdiği dünyanın, kuruduğunu eridiğini fark etmiş. Bu aşkın, sevdiğine zarar verdiğini görmüş. Anlamış ki, yaklaştığında dünyadaki tüm güzelliklerin yok olacak bu yüzden uzaktan sevmeyi öğrenmiş…
– Ne demek istediğini anlamadım…
– Zeynep, ben aşka aşığım. Ben yanmak istiyorum, kor olmak… Sen bir denizsin. Denizin içinde yanamazsın. Ben ateşe aşığım… Derman arıyorum der biliyorum ki derdimin dermanı yine derdim. Bilir misin Leyla ile Mecnun’un aşkını efsane yapan şey kavuşamamalarıdır. Aşk vuslattır, ayrılıktır.
Saat ilerlemişti, yaz olmasına rağmen hava bozuktu ve erkenden kararmaya başlamıştı.
– Kalkalım mı 2 Seni iskeleye kadar bırakayım…
– Tamam
Cihan hesabı ödedi ve kalktılar, Eminönü iskelesine kadar yürüdüler, hiçbir şey konuşmadan. Zeynep, jetonu attı ve turnikeden geçti. Cihan arkasından seslendi:
– Ben de seni seviyorum…
Zeynep gözleri ışıldadı ve gülümsedi. Vapura doğru yavaş adımlarla yürüdü. Arkasına döndü baktı, kimse yoktu. Cihan yine kaybolmuştu.
İstanbul – 20-10-2003
© Copyright Tüm Hakları Yazara aittir.
