Bu yazıyı hazırlarken çocuk istismarının tarihçesi olduğunu görmek beni hem utandırdı hem öfkelendirdi hem de çok üzdü. Demek ki çocuklar tarih boyunca istismar edilmişler. Hatta kültürler arasında farklı algılanmış. Değişik dinsel ve kültürel uygulamalardan dolayı bir ülkede cinsel istismar olarak kabul edilen bir durum, başka bir ülkede normal kabul ediliyor (Benim havsalam almıyor tabii). Örneğin : Tayland’da küçük yaştaki kız ve oğlan çocukları “turizm” adı altında istismar edilmektedir. İsveç’te maddi çıkar karşılığı cinsel ilişki yasaklandığı için erkekler, çocuk istismarının yaygın olduğu Tayland’ı tercih etmektedir(Midem bulandı). Bunu da turizm acenteleri organize etmektedir. Para karşılığı ilişkiye giren İsveçli erkekler, fuhuş yapan çocuklara ailelerini geçindirecekleri parayı kazandırdıklarını düşünecek kadar (Burada çok kızgınım) ikiyüzlü Avrupalılara örnek oluyorlar. Kendilerini savundukları diğer konu ise Tayland’ın kültüründe fuhuşun kötü olmadığını, yerel bir kültür olduğunu dile getirerek ne kadar acımasız olduklarını belli etmiş oluyorlar. Neden ikiyüzlü diyorum biliyor musunuz? Kendi ülkelerinde yasak olan bir durumun başka ülkede serbest olması, onların insanlıktan çıkmalarını gerektirmez.
Çocuk istismarı konusunda zaman içinde birçok araştırma yapıldı. Çocuk Vakfı, Union Sendikası ve İsveç kiliselerinin bir araya geldiği sivil toplum örgütleri “Schyst Resande” adlı örgütlenme, Tayland’a tatile giden İsveçli erkeklerin oradaki yaşantısını araştırması için gazeteci Joakim Medin’i görevlendirdi. Medin kendisini Tayland’da öğrenci olarak gösterdi. Bir ay orada kaldı. 30-70 yaş arasında çoğunlukla yalnız ve dışlanmış İsveçli erkeklerin olduğunu rapor etti. Tabii ki yazının İsveç üzerinden devam etmesi sadece o ülke erkeklerinin gittiği anlamına gelmez. Son yıllarda Avustralya, Amerika, Japonya gibi ülkelerden gidenlerin sayısı da bir hayli artmış.
Tüm bu olumsuzluklara karşın; çocukların ihmal edilmesi, katı davranılması, terk edilmeleri, istismara uğramaları sorun olarak algılanmaya başlayınca dünyada çocuk koruma faaliyetleri başlamış; dernekler, vakıflar kurulmuştur.
Bu derneklerin en önemlilerinden biri ECPAT (Çocuklara Yönelik Ticari Cinsel Sömürüye Son Derneği) dır. Uluslararası bir dernektir. Biraz bahsetmek isterim:
ECPAT ilk kez 1990 yılında Kuzey Tayland’da çocukların cinsel sömürüsünü sona erdirmeye yönelik küresel bir kampanya başlattı. Dünyanın dört bir yanından herkesi harekete geçme çağrısında bulunarak sesini duyurdu. Geçen zamanda üç küresel kongre organize etmiştir (1996 Stockholm, 2001 Yokohama, 2008 Rio de Janeiro).
Günümüzde 103 ülkede 124 sivil toplum kuruluşunun üyeliğiyle dünyanın en büyük, en etkili ağı hâline gelmiştir.
ECPAT Türkiye 2019 yılında dernek olmuştur. Genel Merkezi Ankara’dır. Genel Merkez çocuklarımızı korumak için ulusal ve uluslararası tüm çalışmalara katılmakta ve alınan tüm kararları paylaşmaktadır. İzmir ECPAT Şubesi, şehrimizde pek çok faaliyet yapmıştır. Talep eden otellerin personeline çocuklara yönelik cinsel amaçlı turizm ve ticari cinsel sömürüyle mücadele konularında eğitim verilmiştir.
İzmir Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumunda yaşam becerileri konulu seminer verilmiştir.
ECPAT İzmir adına bir YouTube kanalı vardır. Çocuk Hakları ve çocukların cinsel istismardan korunmasını konu alan canlı yayınlar gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Instagram ve Facebook sayfalarında farkındalık paylaşımları yapılmaktadır.
Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Çocuk Hakları ve Adalet Sistemi konusunda gerçekleştirilen seminer sonrası Fakültenin ders programına Çocuk ve Ceza Hukuku dersinin konulması sağlanmıştır.
Gençlik Ağı kurulmuş; İzmir’deki farklı üniversitelerden hukuk, psikoloji ve PDR öğrencileri bir araya getirilmiştir.
ECPAT International Ağı’nın dünya çapında başlattığı Time for Justice kampanyası (Cinsel istismar mağdurları için zamanaşımının kaldırılması) ve Global Boys Initiative (Oğlan çocuklarının cinsel istismardan korunması) konulu kampanyalara destek verilmiştir.
Tüm bu yapılan çalışmalar yeterli olur mu? Tabii ki hayır. Galiba öncelikle insanoğlunun zamanla kaybettiği çocuk sevgisi, “insanlaşma” (Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin tanımı), koruma içgüdüsü gibi değerlerin tekrar hayata geçmesi gerekir, ne dersiniz?
SON SÖZ: Ne olursa olsun çocuklarımızı korumalı ve onlara yaşanılır bir dünya bırakmalıyız.
