Yönetim Rotası Sesli Haber

Hazır • Tıkla ve dinle

0
👁️ 25
👍 0

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Soyalp Tamçelik, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonların ve İran’ın karşı hamlelerinin ardından Doğu Akdeniz’de hızla artan askeri hareketliliği değerlendirdi.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı gerçekleştirdiği askeri saldırılar, kısa süre içinde yalnızca Orta Doğu ile sınırlı kalmayarak Doğu Akdeniz’i de etkileyen yeni bir güvenlik dalgası yarattı. Söz konusu gelişmeler, özellikle Avrupa ülkelerinin bölgede askeri varlıklarını artırmalarına ve deniz ile hava unsurlarını Doğu Akdeniz’e yönlendirmelerine yol açtı. Böylece bölgede dikkat çekici bir askeri yoğunlaşma ortaya çıktı. Bu tablo, Batılı aktörlerin Doğu Akdeniz’deki stratejik konumlarını güçlendirme ve güvenlik stratejilerini yeniden yapılandırma çabası olarak değerlendiriliyor.

ABD ve İsrail’in operasyonlarına İran’ın sert karşılık vermesi, çatışmanın etkilerinin geniş bir coğrafyaya yayılabileceğine işaret etti. Bu yayılmanın Doğu Akdeniz’e uzanan ilk işaretlerinden biri ise Kıbrıs Adası’ndaki İngiliz hava üslerine düzenlenen dron saldırısı oldu. Söz konusu gelişmenin ardından Avrupa ülkeleri hızla güvenlik tedbirlerini artırdı.

İngiltere, füze savunma kapasitesine sahip bir destroyer ile birlikte Eurofighter Typhoon savaş uçaklarına ek olarak F-35 Lightning II uçaklarını bölgeye gönderdi ve yeni savaş uçaklarını da Kıbrıs’ta konuşlandırdı. Fransa ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un talimatıyla nükleer uçak gemisi Charles de Gaulle’ü Doğu Akdeniz’e sevk ederek bölgedeki askeri gücünü artırdı. Paris yönetimi bu adımın, müttefiklerin korunması ve uluslararası ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması amacı taşıdığını açıkladı.

Buna paralel olarak Yunanistan da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne dört adet F-16 Fighting Falcon savaş uçağı ile iki firkateyn gönderdi. Hollanda da bölgeye donanma unsurları göndermek için girişim başlattı. Tüm bu adımlar, Doğu Akdeniz’de çok uluslu bir askeri konuşlanma sürecinin hız kazandığını ortaya koyuyor.

Bölgedeki askeri stratejinin üç ana eksen üzerinde şekillendiği görülüyor. Kuzey ekseni Türkiye kıyıları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türk donanmasının devriye faaliyetleri yürüttüğü alanları kapsıyor. Orta eksen Kıbrıs Adası ile İngiltere’nin Akrotiri ve Dikelya üslerini ve Avrupa ülkelerinin hava ile deniz unsurlarını içeriyor. Güney eksen ise İsrail kıyıları, Levant havzası ve ABD ile müttefik donanma güçlerinin bulunduğu alanları kapsıyor. Bu tablo Kıbrıs Adası’nı bölgesel güvenlik mimarisinde kritik bir “jeostratejik düğüm noktası” haline getiriyor.

Avrupa ülkelerinin Doğu Akdeniz’de askeri varlıklarını artırmasının dört temel nedeni bulunuyor. Bunlardan ilki enerji ve ticaret hatlarının korunmasıdır. İran’ın Hürmüz Boğazı ve bölgesel deniz yollarına yönelik olası hamleleri Avrupa ekonomisi açısından ciddi riskler doğurabileceğinden, Doğu Akdeniz Avrupa için enerji tedarik zincirlerinin korunmasında ileri bir savunma hattı olarak görülüyor.

İkinci neden müttefiklerin güvenliğinin sağlanmasıdır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa Birliği üyesi olması, Ada’ya yönelik potansiyel tehditlerin Avrupa güvenliği açısından da kritik görülmesine yol açmaktadır. Bu nedenle Avrupa ülkeleri Kıbrıs çevresindeki askeri varlıklarını artırarak caydırıcılığı güçlendirmeyi hedefliyor.

Üçüncü faktör ise İsrail’in dolaylı güvenliğidir. Avrupa ülkeleri doğrudan İsrail’i savunduklarını açıklamasa da Doğu Akdeniz’de konuşlandırılan hava ve deniz unsurlarının füze ve insansız hava aracı saldırılarını erken tespit etme kapasitesi sağladığı değerlendiriliyor. Bu durum, Avrupa askeri varlığının İsrail açısından dolaylı bir güvenlik şemsiyesi oluşturduğunu gösteriyor.

Dördüncü unsur ise NATO içindeki stratejik dengelerle ilgilidir. Avrupa ülkeleri ABD ile koordinasyonlarını sürdürürken, krizin doğrudan tarafı gibi görünmekten kaçınmaktadır. Bu nedenle bölgedeki askeri faaliyetler genellikle “savunma amaçlı” olarak tanımlanıyor. Aynı zamanda Avrupa devletleri, NATO içinde kriz yönetimi rolünü daha aktif üstlenme arayışında bulunuyor.

Doğu Akdeniz’de artan askeri yığınak, bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkiliyor. Bölgedeki askeri hareketliliğin önemli kısmı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden şekilleniyor. Avrupa güçleri için lojistik ve askeri merkez haline gelen Ada, bu süreçte stratejik önemini daha da artırmış durumda. Kıbrıs ve çevresi, Avrupa ülkeleri için ileri operasyon ve lojistik merkezi niteliği kazanıyor. Bu durum, Doğu Akdeniz’de yeni bir jeopolitik eksenin oluştuğuna işaret ediyor.

Bölgedeki askeri hareketliliğin bir diğer nedeni ise Avrupa için kritik öneme sahip Süveyş–Doğu Akdeniz ticaret hattı, İsrail ile Avrupa arasında planlanan enerji projeleri ve Doğu Akdeniz LNG sevkiyat rotalarının güvenliğini sağlama ihtiyacıdır. Bu nedenle askeri konuşlanmalar yalnızca savaşın etkileriyle değil, aynı zamanda enerji güvenliği stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ancak bu gelişmeler, krizin daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmaya dönüşme ihtimalini de artırıyor.

Mevcut tablo Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından önemli güvenlik riskleri barındırıyor. Bu nedenle Ankara ve KKTC’nin alacağı önleyici tedbirler kritik önem taşıyor. Öncelikle Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de deniz ve hava gözetleme kapasitesini artırması, erken uyarı ve savunma sistemlerini güçlendirmesi gerekiyor. Ayrıca Türkiye’nin güney kıyıları ile KKTC’nin kuzey kıyıları arasında güvenlik entegrasyonunun sağlanması ve Ada’daki hava savunma kapasitesinin artırılması önem taşıyor. Bu çerçevede F-16 savaş uçaklarının Ada’da konuşlandırılması dikkat çekiyor.

Diplomatik açıdan ise Türkiye’nin NATO içindeki koordinasyonu güçlendirmesi ve bölgesel gerilimin Türkiye ile KKTC’nin güvenliğini tehdit etmeyecek şekilde dengeli bir politika izlemesi gerekiyor. Bunun yanı sıra Türkiye ile KKTC arasındaki askeri ve güvenlik iş birliğinin daha da geliştirilmesi, özellikle hava savunması ve deniz güvenliği alanlarında yeni düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi önem arz ediyor.

Sonuç olarak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile İran’ın misillemeleri, Doğu Akdeniz’i dolaylı etkilerin ötesine geçen doğrudan bir güvenlik krizinin merkezine yerleştirmiştir. Avrupa ülkelerinin bölgede askeri varlıklarını artırmaları, NATO’nun güneydoğu kanadında ABD’den görece bağımsız bir güvenlik rolü üstlenme isteğiyle ilişkilendirilmektedir. Bu askeri hareketlilik kısa vadede caydırıcılık sağlayabilir; ancak uzun vadede bölgedeki jeopolitik rekabetin daha da derinleşmesi kaçınılmaz görünmektedir. Bu nedenle Doğu Akdeniz’in önümüzdeki dönemde yalnızca enerji rekabetinin değil, aynı zamanda büyük güçlerin güvenlik stratejilerinin kesiştiği kritik bir kriz sahası olma ihtimali güçlenmektedir.

Habere Yorum Yap

Görüşlerinizi diğer okurlarla paylaşın

Hızlı İfade:
👏Tebrik
Onay
💡Fikir
📍Önemli
🎖️Başarı
✍️Katkı

Haberlerde Ara