Aralık ayı enflasyon verisi açıklandı ve ilk refleks yine tanıdık: “Beklentilere yakın geldi.” Peki bu cümle gerçekten ne anlatıyor? Enflasyon düşüyor mu, yoksa sadece daha yavaş mı yükseliyor?
Manşet rakamlara bakıldığında yıllık enflasyonun %30’lar seviyesinde dengelendiği görülüyor. Kağıt üzerinde bu, bir başarı hikâyesi gibi okunabilir. Ancak enflasyon sadece bir oran değil; mutfakta, kirada, faturada hissedilen bir gerçeklik. Asıl mesele de tam burada başlıyor.
Konut ve gıda kalemleri, enflasyonun neden hâlâ “hissedilenden daha düşük” algılandığını net biçimde açıklıyor. Konut tarafındaki yüksek artış, yalnızca kira meselesi değil; barınma maliyetinin ekonomi üzerindeki yapısal baskısını gösteriyor. Gıda ise neredeyse istisnasız her ay manşet enflasyona yukarı yönlü katkı veren, kronikleşmiş bir sorun alanı haline gelmiş durumda.
Ulaştırma grubunda görülen düşüş, Aralık verisini görece yumuşatan nadir unsurlardan biri oldu. Ancak bu gerileme, kalıcı bir rahatlamadan çok, enerji fiyatlarındaki geçici hareketlerin sonucu. Yani enflasyonun sert zemini hâlâ yerli yerinde duruyor.
Daha da önemlisi, çekirdek enflasyon. Manşet rakamların üzerinde seyreden çekirdek göstergeler, fiyat artışlarının geçici kalemlerle sınırlı olmadığını söylüyor. Bu, enflasyonun “kendi kendine düşmediğini”, sıkı para politikası olmadan geri çekilmeye niyeti olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Piyasalar ise bu tabloyu başka bir yerden okuyor. “Faiz zirveye yaklaşıyor” algısı, özellikle borsada risk iştahını artırmış durumda. Bankacılık hisselerine gelen güçlü alımların arkasında da bu beklenti yatıyor. Yatırımcı, bugünü değil, altı ay sonrasını fiyatlıyor.
Kur Korumalı Mevduat’ın hızla küçülmesi ve Merkez Bankası rezerv kompozisyonundaki değişim, para politikasında yapısal bir dönüşümün sürdüğünü gösteriyor. Ancak bütün bu adımlara rağmen döviz talebinin hâlâ güçlü olması, enflasyonla mücadelede güven meselesinin tam olarak çözülemediğini düşündürüyor.
Küresel tarafta ise 2026 yılı “faiz indirimi yılı” olarak fiyatlanıyor. Bu beklenti, gelişmekte olan piyasalar için bir avantaj yaratıyor gibi görünse de, jeopolitik riskler ve küresel belirsizlikler bu iyimserliğin her an törpülenebileceğini hatırlatıyor. Altına olan ilginin artması da bunun en net göstergelerinden biri.
Sonuç olarak Aralık enflasyonu bize şunu söylüyor: Enflasyon düşmüyor, şekil değiştiriyor. Hız kesiyor ama zemini hâlâ sert. Rakamlar iyileşiyor gibi görünse de, fiyat davranışları henüz ikna olmuş değil.
2026’ya girerken asıl soru şu: Enflasyon oranları mı düşecek, yoksa enflasyonla yaşamaya mı alışacağız? Piyasalar birinci senaryoyu satın alıyor. Gerçek ekonomi ise hâlâ temkinli.
Ve belki de en doğru okuma tam burada yatıyor.
