Bir önceki bölümde şunu konuştuk: Kaliteyi savunanlar çoğu zaman yalnız kalır. Ancak burada durmak eksik olur. Çünkü kalite, insanı sadece yalnız bıraktığı için değil; ağır bir bedeli olduğu için zor bir yoldur.
Kalite, kısa vadede konfor vaat etmez. Hız kazandırmaz, anlık alkış toplamaz, işi kağıt üzerinde kolaylaştırmaz. Aksine; yavaşlatır, derinlemesine sorgulatır ve statükoyla karşı karşıya getirir.
Kaliteyi seçmek, aslında şunu kabul etmektir: Herkesin yürüdüğü zahmetsiz yolu değil, doğru olan çetin yolu seçmektir.
Kalitenin bedeli nettir:
Bazen zamandır,
Bazen konfordan feragat etmektir,
Bazen de “şimdilik idare edelim” diyenlere karşı sarsılmaz bir “hayır” diyebilmektir.
Ve evet… Bu bedel bazen yalnızlık gibi hissettirir. Ama gerçek şudur: Kaliteyi savunanlar aslında yalnız değildir; sadece o bedeli göze alabilenler aynı yolda yürümeye devam eder.
Uzun vadede bakıldığında, kalite uğruna ödenen her bedel; daha az kriz, daha az telafi ve daha az pişmanlık olarak geri döner.
Kalite herkes için değildir. Ama bir kez gerçekten tercih edildiğinde, hem kişiye hem de kuruma sarsılmaz bir omurga kazandırır.
Sonuçta kalite soyut bir ideal değil; bilinçli bir tercihtir. Ve her bilinçli tercihin olduğu gibi, onun da onurlu bir bedeli vardır.
