Bazı kadınlar bir günde kaybolmaz.
Bir sabah ansızın yok olmazlar.
Onların gidişi, bir kapının sertçe kapanması gibi değil;
yavaşça aralanıp bir daha hiç açılmaması gibidir.
İlk önce sesleri kısılır.
Söyleyecek çok şeyleri varken,
kelimeleri içlerinde tutmayı öğrenirler.
Çünkü her anlatış, biraz daha anlaşılmamaktır.
Sonra içlerinden çekilirler.
Eskiden heyecan duydukları şeyler
artık sadece yapılması gereken görevlerdir.
Gülümserler… ama içleri katılmaz.
Bazı kadınlar
bağırmaz.
Çünkü bilirler,
en yüksek sesin bile bazen kimseye ulaşmadığını.
Bir sofrada otururlar,
herkes konuşurken onlar susar.
Gözleri kalabalığın içindedir
ama ruhları çoktan yalnızlığı seçmiştir.
Kimse fark etmez.
Çünkü onlar hâlâ oradadır.
Eksiksiz görünürler.
Güçlü görünürler.
“İyi” görünürler.
Oysa içlerinde
her gün biraz daha silinen bir hayat vardır.
Bir gün aynaya baktıklarında,
tanımadıkları bir yüzle karşılaşırlar.
Ne zaman sustuklarını,
ne zaman vazgeçtiklerini hatırlamazlar.
İşte o an…
çığlık atarlar.
Ama ses çıkmaz.
Çünkü bazı kadınların çığlıkları
duyulmak için değil,
içlerinde yankılanmak için vardır.
Ve en acısı…
kimsenin duymadığı o çığlıklar,
onları yavaş yavaş hayattan siler.
© Copyright Tüm Hakları Yazara aittir.
