Fadil Vokrri Stadı’nda gerçekleştirilen basın buluşmasında konuşan Vincenzo Montella, sözlerine görevde geçirdiği iki buçuk yıllık süreci değerlendirerek başladı.
İtalyan teknik adam, içinden geçenleri samimiyetle ifade ettiğini belirterek, bu süre zarfında yaşanan her şeyde asıl aktörlerin futbolcular olduğunun altını çizdi. Montella, yarınki karşılaşma öncesinde bu konulara değinmenin daha yerinde olacağını vurgulayarak, “Zira yarın yoğun bir duygu seli yaşayacağım için bitkin düşebilirim. Futbolcularıma dair ilk aklıma gelen şey, onların gerçek anlamda yürekli insanlar olduklarıdır. Bu yürekli insanlar olarak yapabileceklerinin en iyisini ortaya koydular.” şeklinde konuştu.
Oldukça çetin bir periyotta görevi devraldığını hatırlatan deneyimli çalıştırıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İlk resmi sınavımızı çok güçlü bir rakibe karşı verdik. Kendi sahasında tarihinde hiç mağlubiyet yüzü görmemiş olan Hırvatistan’ı devirdik. Bu zaferin ardından oyuncularım, bana her daim en iyilerini sunmaya devam ettiler, asla pes etmediler. Hep beraber kenetlenmiş bir topluluk haline geldik. Formalardaki isimlerin sadece kendilerine ait olmadığını, aynı zamanda yüce Türk milletini ve evlatlarını temsil ettiği bilinciyle hareket ettiler. Bu büyük ulusu temsil ettiklerinin şuuruyla yaşıyorlar. Bu ülkeye ayak bastığım ilk andan itibaren, beni kendilerinden biri gibi hissettirmelerini kalbimin en derininde saklıyorum. Bu sevgiyi layıkıyla karşılamak için onurla, coşkuyla ve mütevazı bir ruhla çalıştım. Bu kıymetli göreve başladığım günden beri başkanımızın desteğini hep arkamda hissettim. Resmi karşılaşmalarda tarihin en yüksek galibiyet oranına ulaştıysak, bunu oyuncuların ve yönetim kurulunun bana sunduğu destek sayesinde başardık. Bugün Avrupa’nın ve dünyanın, hem sergilediği oyun hem de elde ettiği sonuçlarla saygı duyduğu bir milli takım konumuna yükseldik. Avrupa Şampiyonası’na grup lideri olarak gitmemiz, Uluslar Ligi’nde A Ligi’ne yükselmemiz, FIFA dünya sıralamasında 42. basamaktan 25. sıraya tırmanmamız, beni yüzde 110 oranında bir Türk gibi hissettirdi. Herkese şükranlarımı sunuyorum. Özellikle oyuncularımı, onları evlatlarım, kardeşlerim gibi görüyorum. Başkanımız ise bir baba şefkatiyle her zaman yanımızda. Yarın, birbirimiz için savaşarak, yıllardır özlemini çektiğimiz hayali gerçekleştirmek için var gücümüzle çalışacağız. Futbolculardan söz ederken yalnızca şu an kadroda olanları değil, geçmişte bizimle birlikte mücadele edenleri, sakatlık ya da çeşitli nedenlerle yanımızda bulunamayanları da kastediyorum. Yarın alınacak sonuç ne olursa olsun, onlara duyduğumuz güven ve beslediğimiz hisler asla değişmeyecek. Onları hiçbir şeyle takas etmeyiz.”
Karşılarındaki rakibin Kosova olduğunu ve onların bu finale hak ederek yükseldiğini belirten Vincenzo Montella, “İstikrarlı bir grafik çizdiler. Sahaya yansıyan oyunlarında belirgin bir taktik anlayış ve oturmuş bir sistem var. Belli bir felsefeleri mevcut ve bunu maç içinde sürekli olarak gözlemleyebiliyorsunuz. Yarın bir final karşılaşması, biz de en iyi şekilde hazırlanarak nasıl bir yol izlememiz gerektiğini biliyoruz.” dedi.
Bu süreçte herkesin üzerinde baskı hissedebileceğini aktaran Montella, “Netice itibarıyla bu bir final. 24 yıl önce, oyuncularımızın çoğu henüz dünyaya gelmemişti, dolayısıyla Dünya Kupası’na katılamamanın sorumluluğu da onlara ait değil. Ülkemizi en iyi biçimde temsil edip amacımıza ulaşmak istiyoruz. Yapabileceğimizin en iyisini ortaya koyacağız. Rakibin güçlü taraflarını biliyor, bu güçlü yanlarını nasıl körelteceğimizi de biliyoruz. Oyun planlarımızı çalıştık ve kendi güçlü yönlerimizi öne çıkaracak taktikleri de hazırladık. Yarın hepimiz için farklı bir karşılaşma olabilir. Ulaşmak istediğimiz hedefe erişmeyi arzuluyoruz.” ifadelerini kullandı.
Kosova Milli Takımı’nın kaliteli ve her yönüyle donanımlı bir ekip olduğunu vurgulayan Montella, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Zaman zaman beşli savunma anlayışıyla alanı daraltıyorlar, bazen de üçlü orta saha ile bu beşli yapıya takviye yaparak iki forvetle önde baskı kuruyorlar. Bunu bir maç içerisinde dilimlere ayırarak başarıyorlar. Belki yarınki maç, diğer karşılaşmalar gibi tamamen üstünlük kuracağımız bir mücadele olmayabilir. Ancak bazı anlarda, topla oynadıkları ve topu kaybettikleri anlarda onlara zarar verebileceğimiz fırsatlar yakalayacağız. Biz de oyun stratejimizi buna göre şekillendireceğiz.”
Vincenzo Montella, bugüne kadar kat ettikleri yolculukta final müsabakasını Türkiye’de oynamayı arzuladıklarını ancak kura kaderinin kendilerini Kosova’ya getirdiğini söyledi.
Bunun kendileri için bir mazeret olmayacağını ve futbol sahasının ölçülerinin dünyanın her yerinde standart olduğunu ifade eden Montella, zemin koşullarının da iyi durumda olduğunu belirtti.
Finale uzanan süreçte futbolcuların olağanüstü işlere imza attığını söyleyen İtalyan teknik direktör, “Sergiledikleri yürekli mücadeleyle herkesi bayrağımızın gölgesinde birleştirdiklerine tanıklık ettik. Onlara vereceğim mesaj şu: içiniz rahat bir şekilde oynayın. Kendi yeteneklerinizi sahaya yansıttığınızda neler başarabildiğinizi hepimiz gördük. Yüreğimizle o mücadeleyi ortaya koyduğumuzda her türlü hedefe ulaşabileceğimizin farkındayız.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin Dünya Kupası’na katılması durumunda ABD, Paraguay ve Avustralya ile aynı grupta yer alacağı hatırlatıldığında Montella, “Rakiplerimizi incelemedim. Şu an kiminle nasıl mücadele edeceğimizi düşünmüyorum. ABD, Avustralya ve Paraguay’a karşı nasıl bir oyun sergileriz diye kafa yormadım. Kamp döneminde ABD ile oynadığımız maçta dahi onları rakip olarak görmemiştik. Tüm odak noktamız yarın. Cuma günü Paraguay’ın Yunanistan’da bir maçı vardı, ancak teknik ekibimizden kimseyi o karşılaşmayı izlemeye göndermedik.” ifadelerini kullandı.
Her fırsatta kendisini bir Türk gibi hissettiğini dile getirmesine ilişkin soruyu da yanıtlayan Montella, şunları kaydetti:
“İnsanlar bu durumu zorlama bir çaba olarak algılayabilirler, ancak ben bunu gerçekten böyle hissettiğim için ifade ediyorum. Buradaki insanlarla kurduğum bağların, başkanımızla olan samimiyetimin, yarın veya başka bir gün önemli kararlar alınsa bile asla bozulmayacağına yürekten inanıyorum. Kültürlerimiz birbirine çok yakın. Bir Türk gibi düşünebiliyor, bir Türk gibi yemek yiyor, bir Türk gibi hareket ediyor ve gerçekten de bir Türk gibi hissediyorum.”
