Yönetim Rotası Sesli Haber

Hazır • Tıkla ve dinle

0
👁️ 48
👍 0

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “Su Farkındalık” panelinde konuşan Hanedar, 1980’li yıllardan bugüne dünya genelinde insan sayısının ve buna koşut olarak gelişen sorunların kayda değer bir ivmeyle çoğaldığının altını çizdi.

Hanedar, suya olan talebin nüfustaki artışın önünde seyrettiğini, insanların nitelikli ve daha bol gıdaya ulaşma arzusu, sanayi üretimindeki genişleme ve teknolojik atılımların su kullanımını önemli ölçüde artırdığını aktardı.

Yaşam biçimlerindeki dönüşümün de suya olan bağımlılığı derinleştirdiğine işaret eden Hanedar, “Bugün dünya nüfusundan yaklaşık 4 milyarı, yılın en az bir ayı boyunca su kıtlığı çekiyor. Öngörüler, 2050 yılına gelindiğinde su talebinin, nüfustaki büyüme ve teknolojik yeniliklerin de katkısıyla yüzde 30 oranında daha da yükseleceği yönünde.” ifadelerini kullandı.

İklim değişikliğinin etkisiyle su sıkıntısının çok daha geniş kitleleri vuracağını belirten Hanedar, termometredeki her 1 derecelik yükselişin atmosferdeki nem tutma kapasitesini yaklaşık yüzde 7 oranında artırdığını sözlerine ekledi.

Bunun su çevrimini hızlandırmasına karşın sistemdeki istikrarı bozduğunu anlatan Hanedar, yağış rejiminin giderek daha düzensiz bir hal aldığını, nemli bölgelerde sağanakların şiddetlendiğini, kurak bölgelerde ise çölleşme tehdidinin arttığını dile getirdi.

Hanedar, karların mevsim normallerinden daha önce erimesinin, bilhassa yaz döneminde su kaynaklarının azalmasına neden olduğunu, kuraklık olgusunun zaman içinde tahrip gücünü giderek hissettirdiğini söyledi.

Kuraklığın yağış yetersizliği ile başladığını ifade eden Hanedar, değerlendirmelerini şöyle noktaladı:

“Bu sürecin ardından topraktaki nem miktarı düşer, tarımsal anlamda kuraklık belirginleşir ve zincirleme şekilde hidrolojik kuraklığa, yani su varlıklarının tükenme noktasına gelinir. Bu kısır döngü artık çok daha hızlı işliyor. Özellikle ani gelişen kuraklık vakaları sıklıkla karşımıza çıkmaya başladı. Bununla birlikte, uzun vadeli ve ağır tahribata yol açan mega kuraklıklar da giderek daha büyük bir tehdit unsuru haline geliyor. Türkiye’nin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzası, bu noktada en kırılgan coğrafyalardan biri konumunda. Kuraklık ile su kıtlığı aynı kavramlar değildir. Kuraklık doğal bir olgu olarak karşımıza çıkarken, su kıtlığı büyük ölçüde kaynak yönetimi ile ilintilidir.”

Panel, akademisyenlerin sunumlarının ardından tamamlandı.

Programa, rektör yardımcısı Prof. Dr. Murat Taşan, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Özyavuz, Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer’in yanı sıra çok sayıda akademisyen ve öğrenci katılım gösterdi.

Habere Yorum Yap

Görüşlerinizi diğer okurlarla paylaşın

Hızlı İfade:
👏Tebrik
Onay
💡Fikir
📍Önemli
🎖️Başarı
✍️Katkı

Haberlerde Ara