Eski zamanlarda, iki komşu çiftçi yan yana tarlalarda çalışırmış. Birinci çiftçi gece gündüz demeden toprağını işler, en kaliteli tohumları eker ve tarlasını çiçek bahçesine çevirirmiş. Ancak tarlasının sınırlarını belirlemek, bir çit çekmek veya toprağını adına tescil ettirmek için hiç vakit ayırmazmış; “Herkes bu güzel bahçenin bana ait olduğunu biliyor,” dermiş.
İkinci çiftçi ise daha az mahsul alsa da, önce gitmiş tarlasının sınırlarını mülkiyet kayıtlarına işletmiş, taşlarla sağlam bir duvar örmüş ve her karışını mühürletmiş.
Gün gelmiş, köyün idaresi değişmiş. Dışarıdan gelenler, o uçsuz bucaksız ve bakımlı bahçeyi sahipsiz sanıp üzerine konmaya çalışmışlar. Birinci çiftçi “Bu benim emeğim, her fidanı ben diktim!” diye feryat etse de, elinde resmi bir belge olmadığı için hakkını ispatlayamamış. İkinci çiftçi ise sadece duvarını ve mührünü göstererek emeğini tek bir hamleyle korumuş.
Kıssadan Hisse
Ticaret hayatında ve marka yolculuğunda emek, tek başına yeterli bir zırh değildir. Bir ismi yüceltmek, bir logoya değer katmak büyük bir çabadır; ancak bu emeği hukuki bir dayanakla, yani tescil ile mühürlemediğiniz sürece, inşa ettiğiniz bahçe her zaman başkalarının istilasına açıktır.
Unutulmamalıdır ki: Hak, sadece onu var edene değil, onu usulüne uygun şekilde koruma altına alana aittir.
