Yıllar sonra Çanakkale’nin o mukaddes şehitlik alanlarını gezen bir kafile… Adım adım tarih, adım adım hüzün ve gurur. Gezi güzergahının sonlarına doğru yol, Sargı Yeri’ne düşer. Binlerce vatan evladının son nefesini verdiği, acının ve şahadetin harmanlandığı o sessiz mekana…
Rehber alanı anlatırken sesi titrer, kelimeler boğazında düğümlenir. Gözyaşları sicim gibi akarken, tarihin yükü omuzlarına biner. Dayanamaz, bir ara eğilip yerden bir avuç toprak alır ve kafileye dönerek feryat eder:
“Bu toprağı sıksanız, vallahi kan akar!”
O an, imanın ve samimiyetin doruğa çıktığı o saniyede rehber avucundaki toprağı olanca gücüyle sıkar. Herkesin nefesini tuttuğu o anda, rehberin parmaklarının arasından al kanlar süzülmeye başlar. Toprak, sanki o an dile gelmiş; Akif’in dizeleri et kemiğe bürünmüştür.
Göğü inleten “Allahu Ekber” sesleri gözyaşlarına karışır. Kimse ne yapacağını bilemez, hıçkırıklar boğazlarda düğümlenir.
Aslında rehberin avucuna aldığı o toprağın içinde keskin bir diken vardır. Toprağı sıkmasıyla o diken eline derinlemesine batmıştır. Lakin o an öyle bir haldir ki; rehber dikenin acısını duymaz, yüreğindeki vatan sızısı bedendeki sızıyı bastırır.
Hikmet midir, mucize midir?
Belki de sadece o sözün samimiyetinin, o ihlasın hayat bulmasıdır. O gün orada anlaşılan tek bir gerçek vardır: Bu toprak, sadece mineral ve tozdan ibaret değildir. Bu toprak; bir devrin battığı, bir milletin yeniden doğduğu, şehadetle yoğurulmuş mukaddes bir emanettir.
Çanakkale’yi anlamak için sadece gözle bakmak yetmez; yürekle hissetmek, o toprağın içindeki gizli çığlıkları duymak gerekir.
Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

👏 Tekrardan o günleri yaşatan yazınıza teşekkürler.
ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ 🪖