Uluslararası arenada kritik saatler yaşanıyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak askeri harekatı üçüncü haftasına girerken, Donald Trump’ın Avrupalı müttefiklerine yönelik NATO tehdidi gündeme damgasını vurdu. Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin güvenliği için bölgeye savaş gemisi gönderilmesi talebine Avrupa’dan gelen yanıt ise net bir ret oldu.
Almanya “Bu çatışmanın tarafı değiliz” çıkışı yaparken, AB ülkelerinin dışişleri bakanları ortak bir tavırla “Krizin çözümü Washington’un sorumluluğundadır” mesajını verdi. Küresel petrol arzının can damarı olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanan bu diplomatik deprem, Avrupa’nın İran krizinde nasıl bir pozisyon alacağı sorusunu da beraberinde getiriyor. Peki bu durum, NATO ittifakında onarılmaz hasarlara yol açabilir mi?
Donald Trump, “Yeni savaşlara girmeyeceğim, mevcut savaşları sonlandıracağım” vaadiyle kazandığı 2024 seçimlerinin ardından ikinci kez koltuğa oturdu. Ancak Beyaz Saray’daki ikinci yılının başlangıcı, Venezuela’ya yönelik operasyon, Grönland’ı satın alma tehditleri ve İran’a karşı başlatılan savaşla damgalandı. Dünya petrolünün beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı’nda güvenliği sağlamak için birçok ülkeden askeri katkı beklediğini duyuran Trump, beklediği desteği bulamayınca konuyu NATO zeminine taşıyarak “Bu durum ittifakın geleceği açısından iyi sonuçlar doğurmaz” uyarısında bulundu.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin İran’la daha geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenmesine izin vermeyeceklerini açıkladı. Trump’ın sözlerine doğrudan atıfta bulunmaktan kaçınan Starmer, her türlü baskıya rağmen İngiltere’nin ulusal çıkarlarını korumakta kararlı olduklarını vurguladı. Ayrıca İngiliz yetkililerin, boğazın yeniden ulaşıma açılması için “Avrupalı partnerler dahil tüm müttefiklerle” iş birliği halinde olduğunu belirten Starmer, “Şunu net bir şekilde ifade etmek isterim ki, bu girişim hiçbir zaman NATO’nun görevi olmadı ve olmayacak” diyerek tartışmalara noktayı koydu.
Eski İngiltere Genelkurmay Başkanı Nick Carter ise NATO’nun kuruluş felsefesine vurgu yaptı. İttifakın bir savunma örgütü olduğunu hatırlatan Carter, NATO unsurlarının ABD-İsrail ortak operasyonuna dahil olmasının doğru olmayacağını belirterek, tüm anlaşma maddelerinin savunma amaçlı olduğunun altını çizdi.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, ülkesinin Hürmüz’deki askeri faaliyetlerin dışında kaldığını duyurdu. Polonyalı mevkidaşı Radoslaw Sikorski de Varşova’nın İran’a karşı bir çatışmaya asker gönderme ihtimalini kesin bir dille reddetti. Sikorski, Trump’ın kullandığı dile ilişkin endişelerini ise “Başkan Trump’ın NATO’dan bahsederken ‘biz’ yerine ‘onlar’ ya da ‘Avrupa’ ifadelerini tercih etmesi kaygı verici” sözleriyle dile getirdi.
Öte yandan, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Brüksel’de bir araya gelen 27 üye ülkenin dışişleri bakanları zirvesinin ardından konuştu. Kallas, Avrupa’nın sonu belirsiz bir savaşa dahil olma niyetinde olmadığını açıkça ifade etti.
Tüm bu gelişmeler, uluslararası kamuoyunda güçlü bir ‘dejavu’ etkisi yaratıyor. Zira dünya, bir ABD başkanının Orta Doğu’ya müdahale için müttefiklerinden koalisyon talep ettiği son anı henüz unutmadı. 2003 Irak işgali, Avrupa’da hâlâ, dönemin Başkanı George W. Bush’un baskısıyla hatalı istihbarata dayanılarak alınmış ve bedeli ağır ödenmiş bir karar olarak hafızalarda. Koşullar değişmiş olsa da, birçok gözlemci için tarih tekerrür ediyor.
Konuyu derinlemesine analiz eden Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Cihan Günyel, “NATO’da bir ayrışma mı var?” sorusunu, Atlantik’in iki yakası arasındaki mevcut gerilimi mercek altına alarak yanıtlıyor.
Trump’ın Hürmüz’e askeri destek çağrısı, beraberinde NATO’nun 5. maddesini yeniden gündeme getirdi. Kolektif savunma ilkesi olarak bilinen bu madde, herhangi bir üye ülkeye yönelik saldırının tüm ittifaka yapılmış sayılmasını öngörüyor. Trump’ın önce Avrupa’dan destek istemesi, ardından bu talebini “NATO’nun geleceği” ile ilişkilendirmesi ise oldukça manidar bulunuyor.
Dr. Günyel, değerlendirmesine 5. maddenin tarihte yalnızca bir kez devreye sokulduğunu hatırlatarak başlıyor: “Bu, 11 Eylül saldırıları sonrasında yaşandı. NATO 5. maddeyi yürürlüğe koydu ancak ABD, Afganistan operasyonunu ittifaka ihtiyaç duymadan tek başına gerçekleştirmeyi tercih ettiği için madde fiilen uygulanamadı.” Günyel, Avrupa’nın da bugünkü koşullarda 5. maddenin işletilmesi için gerekli şartların oluşmadığı görüşünde olduğunu aktarıyor.
Trump’ın Batılı müttefikleriyle arasındaki krize dikkat çeken Günyel, “İran’a savaş açma kararının müttefiklerle istişare edilmeden alındığı çok açık” yorumunda bulunuyor. Bu görüşü doğrularcasına, Almanya Başbakanı Friedrich Merz de dün benzer ifadeler kullandı. İran operasyonuyla ilgili cevaplanmamış birçok soru olduğunu belirten Merz, “Bu operasyonun başarıya nasıl ulaşacağına dair inandırıcı bir plan ortaya konmuş değil. Washington bizimle istişare etmedi ve Avrupa’nın desteğini gerekli görmedi” şeklinde konuştu. Merz, kendilerine danışılmış olsaydı bu adımı tavsiye etmeyeceklerini de ekleyerek, “Bu sebeple, çatışma sürdüğü müddetçe, Hürmüz Boğazı’nda askeri olarak serbest geçişi sağlama gibi bir sürece dahil olmayacağımızı duyurduk. Zaten ortada bir plan yok ve BM, AB ya da NATO’dan alınmış bir yetki de bulunmuyor” ifadelerini kullandı.
Cihan Günyel analizini şu sözlerle sürdürüyor: “Avrupa, özellikle Ukrayna savaşındaki tavrı ve kendilerini bir ortak olarak görmemesi nedeniyle Trump’a bu krizde bir tepki gösterdi. Zamanı geldiğinde bu tepkiyi net bir şekilde ortaya koydular.” ABD’nin İran coğrafyasına ve Orta Doğu’ya olan mesafesine de vurgu yapan Günyel, “Kaldı ki füze saldırıları Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi’ni de etkiledi. Yani bu durumdan ilk etkilenecek olan coğrafya Avrupa kıtasıdır. Arap Baharı sürecini hatırlayalım; Avrupa büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı ve etkileri hâlâ sürüyor. Üstelik ciddi terör saldırılarına maruz kalmış bir Avrupa’dan söz ediyoruz. Bugün Türkiye üzerinden gerçekleşecek yeni bir göç ve mülteci akını, en fazla Avrupa’yı vuracaktır.” değerlendirmesinde bulunuyor.
Günyel, Avrupa’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar sonucu zaten enerji bunalımı yaşadığını hatırlatarak, “Şimdi bir de İran’a savaş açarak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına yol açtınız ve dışa bağımlı Avrupa’nın enerji tedarikini ciddi biçimde sekteye uğrattınız. Trump burada adeta faturanın tamamını Avrupa’ya ödetmeye çalışıyor. Ancak Avrupa, yaşanacak istikrarsızlığın ilk olarak kendi sınırlarına yansıyacağının çok iyi farkında. Bu nedenle mevcut tutumlarını koruyacaklarını düşünüyorum.” sözleriyle analizini tamamlıyor.
