İş dünyasında her sabah bir “savaşçı” maskesi takıyoruz.
Mailler, toplantılar, hedefler, kriz yönetimi ve bitmek bilmeyen “onay bekleyen” süreçler… Gün bittiğinde, telefonumuzda yüzlerce bildirim olmasına rağmen, akşam yemeğinde “Bugün gerçekten nasıldın?” sorusuna verecek samimi bir cevabımız kalmıyor.
Maskelerin Arkasındaki Gerçek
CEO’sundan departman sorumlusuna, yeni mezun çalışanından yönetim kurulu başkanına kadar hepimiz aynı gemideyiz ama kamaralarımız birbirinden izole.
Yöneticiler yalnız; çünkü her zaman güçlü, kararlı ve yanılmaz görünmek zorundalar.
Çalışanlar yalnız; çünkü rekabetin ve performans baskısının ortasında zayıflıklarını göstermekten çekiniyorlar.
Sonuç? Binlerce bağlantı, sıfır samimiyet.
”Unvanları Kapıda Bırakalım”
20 yılı aşkın mesleki tecrübemde, binlerce marka tescili ve fikri mülkiyet süreci yönettim. Gördüğüm tek bir ortak nokta var: En büyük “marka” insanın kendisidir ve her markanın bir hikayeye, bir dertleşmeye, bir durup nefes almaya ihtiyacı vardır.
Sürekli “network” yapıyoruz ama “bağ” kuramıyoruz. Birbirimizin sadece başarılarını alkışlıyoruz, peki ya o başarılara giden yoldaki yorgunluklar?
Küçük Bir Çağrı
Bugün bu yazının altına unvanlarımızı, şirket kimliklerimizi ve “başarı hikayelerimizi” bırakalım. Sadece insan olarak soruyorum: Gerçekten nasılsınız? Bugün sizi en çok ne yordu? Ya da bugün kimseyle paylaşamadığınız o küçük içsel zaferiniz neydi?
Gelin, LinkedIn’in o steril ve bazen soğuk koridorlarını bugün biraz ısıtalım. Yalnız değilsiniz, sadece hepimiz çok meşgul taklidi yapıyoruz.
Yorumlarda buluşalım. Bir kahve eşliğinde dertleşir gibi…
Mutlaka Yorum Yapın…
