İnsanın en derin yanılgısı, her şeyin olduğu gibi kalacağını sanmasıdır. Oysa dünya, en sert gerçekleriyle bunu sürekli yalanlıyor. Bugün baktığımda, sadece insanların değil; ülkelerin, dengelerin ve değerlerin de değiştiğini görüyorum. Özellikle ABD, İsrail ve İran arasında tırmanan gerilimle birlikte, değişimin artık bireysel değil, küresel bir hâl aldığını fark ediyorum.
Bir zamanlar uzak gibi görünen savaş ihtimali, bugün ekonominin merkezine yerleşmiş durumda. Artık sadece cephelerde değil; market raflarında, enerji fiyatlarında, insanların günlük hayatlarında hissediliyor bu gerilim. Ve ben, tüm bu yaşananlara bakarken, aynı soruyu kendime yöneltiyorum: Dünya değişirken ben nerede duruyorum?
Eskiden savaş haberleri, birer başlıktan ibaretti. Şimdi ise her gelişme, hayatın içine dokunan bir gerçeklik taşıyor. Petrol fiyatları artıyor, para birimleri dalgalanıyor, insanlar geleceğe daha temkinli bakıyor. Ama en çok değişen, belki de insanın iç dünyası. Güven duygusu yerini belirsizliğe bırakıyor. Yarın ne olacağını bilmeden yaşamak, insanı fark etmeden daha gergin, daha tahammülsüz birine dönüştürüyor.
Bir süre suçu dışarıda aradım. “Dünya kötüye gidiyor” dedim. “Her şey daha sert, daha acımasız.” Ama sonra fark ettim ki, bu değişimin bir parçası da bendim. Eskiden daha sakin karşılayabildiğim olaylara artık daha hızlı tepki veriyordum. Daha sabırlıyken, şimdi daha huzursuzdum. Sanki küresel gerilim, bireysel ruh hâlime sızmıştı.
Belki de savaş ekonomisi dediğimiz şey, sadece ülkelerin değil, insanların da dönüşümünü ifade ediyordu. Silahların gölgesinde sadece sınırlar değil, karakterler de yeniden çiziliyordu. İnsanlar daha temkinli, daha mesafeli, daha kırılgan hâle geliyordu. Ve bu değişim, fark edilmeden içimize yerleşiyordu.
Şimdi dönüp baktığımda, kesin bir sonuca varmak zor. Bu değişim kaçınılmaz mıydı, yoksa biz mi bu noktaya geldik, bilmiyorum. Belki de mesele, savaşın kendisinden çok, onun bizde bıraktığı izleri anlayabilmekti.
Ve belki de asıl soru hâlâ aynı: Dünya bu kadar hızlı değişirken, biz gerçekten kendimiz olarak kalabiliyor muyuz?
