Bazı anlar vardır ki kelimeler kifayetsiz, gözyaşları ise yetersiz kalır. Tarihimizin en şanlı ve en hüzünlü sayfası olan Çanakkale’den, bugün bile duyduğumuzda ruhumuzu titreten o hadiseyi bir kez daha hatırlayalım…
Siperlerin arasında, mermilerin havada çarpıştığı, ölümün bir nefes kadar yakın olduğu o dehşet anlarından biriydi. Genç bir vatan evladı, var gücüyle tetiğe asılıyor ama silahı bir türlü ateş almıyordu. Panik ve çaresizlik içinde komutanına haykırdı:
“Komutanım! Komutanım benim silahım bozuldu, ateş etmiyor!”
Komutan, can havliyle tüfeğine sarılan askerinin yanına fırladı. Silahı kontrol etmek için uzandığında gördüğü manzara karşısında zaman durdu. Kelimeler boğazında düğümlendi, gözleri doldu. Askerinin ellerine baktı… O eller artık bir tüfeği kavrayacak, bir tetiği çekecek halde değildi.
Sesi titreyerek, derin bir vakarla fısıldadı:
“Evladım… Silahın bozuk değil. Senin parmakların kopmuş…”
O genç yiğit, vatanı savunmanın verdiği o muazzam adanmışlıkla, kendi bedeninden kopan parçaları bile hissetmemişti. Onun derdi kendi canı, kendi acısı ya da giden parmakları değildi; onun tek derdi, sustuğuna inandığı silahı ve arkasında bekleyen vatanıydı.
İşte bu topraklar, acısını hissetmeyecek kadar büyük bir sevdaya düşenlerin, “ben” demeyi unutup “vatan” diyenlerin mirasıdır. Bugün attığımız her adımda, kazandığımız her başarıda o ruhun, o fedakarlığın izi vardır. Profesyonel hayatta karşılaştığımız hiçbir zorluk, o siperlerdeki imkansızlıkların ve o yüce adanmışlığın yanında bir engel teşkil edemez.
Bizler, o parmaklar kopsa da tetiği bırakmayanların torunlarıyız. Mirasımız ağır, sorumluluğumuz büyüktür.
Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Saygı ve minnetle ELFATİHA
